• info@diyarbakirrehberi.net
  • 0544 234 5078

HABER DETAYI

Ağustos 20, 2022 5:40 pm

Diyarbakır Gezilecek Yerler

Diyarbakır Gezilecek Yerler

Diyarbakır Surları ve Burçlar

Diyarbakır Surları

Diyarbakır Surları

Milattan önce 2000 ile 4000 yılları arasında inşa edildiği söylenen ve Diyarbakır kalesi olaraktan bilinen Diyarbakır Surları iç kale ve dış kale olmak üzere iki ayrı kısımdan oluşur. Karaca dağdan Dicle’ye doğru uzanan platonun doğu kıyıcında kurulan ve dış kaleyi çevreleyen surlar, kuzey- güney yönünde 1300 metre doğu batı yönünde ise uzunluğu 1700 metredir. Toplamda ise 5 km yol taşır. 3–5 metre kalınlığında ve 10–12 metre yüksekliğindeki bu surlar yereye uygun olarak köşeleri yuvarlatılmış, dörtgen bir şekildedir. Tarihsel kaynaklara ve yapıdaki kalıntılara göre iç kalenin yer aldığı fıs kayası bölgesi buradaki ilk yerleşim alanıdır. Burada İsa dan önce 2000 yıllarında hurilerin bir kale inşa ettiği sanılır. 349 yılında Roma imparatoru. 2. Konstantin tarafından yapımına başlanan bugünkü kalenin 367–375 yıllarında batı surları genişletilmiş daha sonraki dönemlerde birçok kez tadilât ve onarım gerçekleştirilmiştir. 367-ve 365 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılmıştır. Urfa kapısı ve Mardin kapısını çevreleyen bölüm yapılmış, Rüstanyanus döneminde güçlendirilerek tümel biçimini almış daha sonraki dönemlerde sürekli onarsılarla genişleterek günümüze dek ayakta kalmıştır. İç kale ise Kanuni zamanında genişletilmiştir. Burada 16 Burç vardır. Saray kapı ve küpeli kapıları buradadır. Diyarbakır Surları ve Burçlar Tüm surlarda 82 adet burç vardır. Savaşın en çok olduğu yer dağ kapı Urfa kapısı arası helikoit daha kesif ve geniştir. Burçlar genelde iki katlıdır. İki ve dört kat olanları da vardır. Alt katlar depo ve hanlar üst katlar askerler tarafından yerleşim amaçlı kullanılmıştır. Surların çoğu silindirik planlı 80 kadar burçla desteklenmiştir. Burçlar surun tamamını üstten dolanan bir yolla birbirine bu yolda ve önemli noktalarda merdivenlerle kale zeminine bağlıdır.

 

Ulu Beden Burcu

Ulu Beden Burcu

Ulu Beden Burcu

Kalenin batısında bulunan Ulu beden ve yedi kardeş burçları en çok dikkat çeken bölgelerdir. Çift başlı kartal ve aslan kabartmalarıyla ulu beden burcu evli beden burcu ya da Benü Sen burcuda denir. Dış kale surlarının en batı ucundadır. Diyarbakır surlarıının genel planı kalkan balığına benzetilmekte olup, Ulu beden burcu kuyruğun üst kısmını oluşturur. Üzerindeki kitabeye göre Artuk döneminde Melih Salih Mahmut döneminde 605- 1208 ve 1209’de İbrahim bin Cafer tarafından inşa edilmiştir. Üstte kitabenin dikdörtgen bölümün ortasına gelen kısmında çift başlıklı kartal kabartması bulunmaktadır. Kartalın bir basamak altında yanlara doğru iki ayrı figür yerleştirilmiştir. Düzenlenen figürlerin vücutları aslan olan iki figür yerleştirilmiştir.

Yedi Kardeş Burcu

Yedi Kardeş Burcu

Yedi Kardeş Burcu

Yedi Kardeş Burcu kitabesine göre 605–1208–1209 tarihlerinde Artuk döneminde Melih Salih Mahmut kralından Cafer oğlu Cafer oğlu İbrahim tarafından inşa edilmiştir. Kitabenin orta bölümünün üst kısmına ise, çift başlıklı kartal kafası yerleştirilmiştir. Üstte aslanlar simetrik şekilde birbirine bakmaktadır.

Nur Burcu

Selçuklu döneminin en güzel eserlerinden biridir.1089 yılında melih şah döneminde inşası yapılmıştır. Yapının Mimari Selami oğlu Urfalı Muhammet’tir. Kufi yazıyla yazılmış hitabesi ve çeşitli hayvan figürleriyle en zengin burçtur. Gülen iki aslan, birbirleriyle çarpışmaya hazırlanan iki geyik, karşılıklı hareket halinde binicisi olmayan iki at, avını alıp uçmaya hazır kanatları açık iki kartal figürü dikkat çekmektedir. Burada bulunan kuş tavsiflerinin kanatları açıktır. Bu güç ve kuvvet gösterisini ifade etmektedir.

Keçi Burcu

Diyarbakır Keçi Burcu

Diyarbakır Keçi Burcu

Pervariler döneminde yapılan silindirik planlı ve iki katlı olarak kayalar üzerine inşa edilmiştir.

Leblebi Kıran Burcu Diyarbakır ilinin güneydoğusundaki çift havuzlar mevkiindedir. Pervariler dönemine aittir.

Fındık Burcu

Yeni kapı havuzlar civarında çifte havuzlar mevkiinde yer alır. Miladı 1092 de Urfalı mimar seleme oğlu Muhammet tarafından yapıldığı kitabesinde yazılıdır.

Selçuklu Burcu

Ulu beden burcunun sağ tarafındadır.

Akrep Burcu

Çift kapı hindi baba kapısından doğuya doğru üçüncü burçtur. Üzerinde Melik Salik’e ait Eyüp’e ait tarihi bir hitabe bulunmaktadır. Sultan Eyüp melih salik tarafından restorasyonu yapılmıştır.

Tek Beden Burcu

Mervanilere ait bir kitabe burcun doğu kısmındadır. Siyah bazalt taşı üzerinde kufi yazı ile yazılmıştır. Mervanlı Ebu Muzaffer Mansur tarafından 1083’de yapılmıştır.

 

Dört Ayaklı Minare

Dört Ayaklı Minare

Dört Ayaklı Minare

Şeyh matar, şeyh Mutahhar ya da Kasım padişah ismiyle anılan Ulu camii ve Hasanpaşa hanının güney bölümünde yer alan şeyh matar camii dört ayaklı minare de deniyor. Türkiye kültür mirasları arasında olan camii dört ayaklı minareye sahip olması nedeniyle dünya’da tek minare olarak bilinmektedir. Minaresindeki kitabeye göre 1550 yılında Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından inşası yapıldı. Yine başka bir kaynağa göre şeyh matar caminin minaresi İslam’dan önce yapılmış bir eser olduğu ile alakalı bir yazı bulunuyor. Fetihten sonra bu minarenin yanına bir sıra siyah bir sıra beyaz taşlar yapılmış bir camii yer alıyor. Bu minarenin en büyük özelliği dört tane sütün üzerine kondurulmasıdır. Minarenin dört ayağı İslam’ın dört mezhebini simgelemek amacıyla yapıldığı söyleniyor. Bu konuda Diyarbakır surlarının dört ana kapısını simgelemek amacı olduğu da söylenmektedir. Camii ile ayrı zamanlarda inşa edildiği söylenen bir balkon ve bir petek bulunmaktadır. Türünde tek olan 500 yıllık minarenin önemle korunması gereken bir tarihi bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Bu minare 24 metre uzunluğunda olup, silindirik bazalt taşından yapılmış ikişer metre boyunda dört ayaküstüne inşa edilmiştir. Bu ayaklardan sonra minarenin taş tabanı da bulunuyor. Onun üzerinde ise eskiden merdivenle çıkılan minare kapısı yar almaktadır. Kapının üst kısmında ise minarenin dört tarafını dolaşan ayet yazılı kuşaklar yer alıyor. Halk arasındaki yaygınlaşmış olan bir İnanışa göre ayaklarından yedi defa geçince tutulan dilek gerçekleşirmiş.

Ulu Camii

Ulu Cami

Ulu Cami

Diyarbakır’da bulunan Ulu Cami Anadolu’nun en eski ve en önemli tarihi değerlerinden birisidir. Camii hazreti Ömer döneminde 639 yılında şehrin merkezindeki en büyük mabedi olan Martomo kilisesinin bulunduğu yere inşa edilmiştir. Sonrasında ise 1091 yılında büyük Selçuklu hükümdarı Melik şahın emriyle büyük bir Restorasyon görmüştür. Büyük Selçuklu hükümdarı Melik şah ve İnal Anadolu Selçuklu hükümdarı olan Giyasaddin Keyhüsrev, Akkoyunlu hükümdarı olan Uzun Hasan Artuklular ve Osmanlı padişahların a ait kitabeler caminin muhtelif bir çok yerinde bulunmaktadır. İslam döneminin ünlü Şam Emevi cami’nin Anadolu’ya yansıması olarak değerlendirilen Diyarbakır Ulu Cami İslam âlemi tarafından 5. Haremi Şerif olarak kabul görülmüştür. Camiinin havluya bakan alnaççında farklı dönemlere ait mimari benzeşlikler, kabartma ve yazılar caminin özelliğini ön plana çıkartmaktadır. Tarihin her döneminde ibadet merkezi olarak kullanılan Ulu Camii Diyarbakır’ın en büyük yapılar topluluğudur. Bu yapıda Hanefiler ve şafiler olmak üzere iki ayrı medrese bulunmaktadır. Bunlar Zinciriye ve Mesudiye medresesi doğu batı minaresi, maksuresi, abdesthane kısımlarından oluşmaktadır. Bu külliyenin ortasında büyük bir dikdörtgen havlu bulunmaktadır. Camiye giriş üç ayrı yerden sağlanmaktadır. Doğu tarafında bulunan kapıya taç ana taç kapı denir. Bu giriş kapısının her iki köşesinde Aslanla Boğanın mücadele gücünü simgeleyen ve simetrik olarak tasarlanmış bir figür bulunmaktadır. Caminin planı dikdörtgen şeklinde olup, çok sütunludur. Avlu içerisinde bulunan sekizgen planı yapılmış şadırvan sekiz adet sütün üzerine yerleştirilerek inşa edilmiştir.

Hz. Süleyman Camii

Hz. Süleyman Camii minaresindeki kitabelere göre Nisan oğlu Ebu kasım tarafından 1155–1160 yılları arasında yaptırılmıştır. İç kalede yer alan caminin en önemli özelliği ise, hazreti Ömer döneminde Diyarbakır’ın fethinin buradan başlamış olmasıdır. Caminin bitişiğinde Osmanlılar döneminde yapılan Halit bin veledin oğlu Süleyman ile Diyarbakır’ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabeler yatıyor. Sahabelerin burada olması burayı ziyaret yeri haline getirmiştir. Yapı geçirdiği Restorasyonlarla geçmişten gelen önemini korumaktadır. Bu özelliğiyle yapıya sürekli eklemeler ve onarımlar yapılmıştır. 1631–1633 yılları arasında vali silahtar Murtazar paşa tarafından ve yanındaki meşet ile birlikte büyük bir topluluk haline dönüşmüştür. Batısında bir sahabeler türbesi namazgâh ve bir çeşme bulunmaktadır. Kuzeyinde ise bir türbe ve bir çeşmeye yer verilmiştir. Yapının mimarının kim olduğu belli değildir. Camii kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen geniş bir alanı kaplamaktadır. Kuzeyinde bulunan son Cemallarından haremi geçiş sağlanmaktadır.

Hz. Süleyman Camii Hikâyesi

Mekke’nin fethinin üzerinden henüz 9 yıl geçmişti Halife hazreti Ömer’in görev verdiği komutan İyaz bin Ganm ve Hâlid bin el-Velîd sekiz bin kişilik İslam ordusuyla kuzey Mezopotamya’ya doğru ilerliyordu. Ordunun içerisinde sahabelerden oluşan bin kişilik bir kuvvet bulunuyordu. Diyarbakır kalesinin önüne gelinmişti.

Nebi Camii

Diyarbakır’da dağ kapıyla Mardin kapı arasında geçen caddenin adı Gazi caddesidir. Burası dağ kapıya daha yakındır. Nebi caminin önünden geçen Nebi Caddesinden Haz Süleyman Cami ve 27 sahabenin olduğu camiye ulaşılır. Nebi kelimesinin sözlük anlamı peygamber demektir. Bu caminin peygamber ile ilgisi var mıdır? Her ne kadar Diyarbakır Peygamberler şehri diye de isimlendirilmişse de Diyarbakır’ın merkezinde herhangi bir peygamber kabri yoktur. Diyarbakır’ın eğil ilçesinde ise iki peygamber kabrinin Hazreti Zülküf Aleyselem ile Hazreti Aleyssa aleyselamın kuranda isimleri geçen kabirlerinin gerçek peygamber kabirleri olduğu bilinmektedir. Hatta cesetleri nehir kenarından şimdi bulundukları yere taşındığında cesetlerinin çürümeden çıkartıldığı şeklinde bir rivayette mevcuttur. Bu arada Diyarbakır’da dokuz tane peygamber makamı ya da kabirlerinin olduğu ifade ediliyor. Ama merkezdeki bu caminin Nebi cami olarak isimlendirilmesinin doğrudan doğruya peygamberlerle ilgisi yoktur. Bunun sebebi ise caminin hemen yanında minaresi yer almasıdır. Minaresinde kuşak şeklinde yazılar bulunuyor. Bu kuşaklarda bazı hadisi şeriflerin yazılmış olması sebebiyle ismi Nebi cami diye isimlendirilmiş. 15. Yüzyılda Akkoyunlar tarafından inşa edildiği ifade ediliyor. Bazalt taşından siyah beyaz olmak üzere yapılmış olan cami aslında oldukça büyük bir camimiş. Şuan ki kısmı caminin şafiler kısmı tarih olarak caminin doğu kısmında Hanefiler bölümü yer alıyormuş. 1955’te caminin Hanefiler bölümü yıkılınca, kaldırılmış. Caminin Hanefiler mescidinin yanında olduğu 1960’da monte edildiği şeklinde bir bilgi bulunuyor.

Zinciriye Medresesi

Diyarbakır’ın sur ilçesinde bulunan Zinciriye Medresesi 1236’da Eyyûbî hükümdarı Melik Salih Necmeddin döneminde inşa edilmiştir. Bazı kaynaklara göre ise, 1198’de Artuklular döneminde Kutbuddin Muzaffer II. Sökmen tarafından inşa edilmiştir. Bu medreseye zincirli medrese denilmesinin çok eski dönemlerde iki dilimli kubbenin arasına zincir gerilmiş olmasıdır. Dikdörtgen ve oldukça büyük bir alan kaplayan yapının, iki kat üzerinde avlu, cami, türbe gibi çeşitli ek mekânlar yer almaktadır.

 

Malabadi Köprüsü

Diyarbakır’ın Silvan İlçesinde yer alan Malabadi Köprüsü ilçeye yaklaşık olarak 23,2 kilometre kadar uzaklıktadır. İlk inşası 1147 Yılında Artuklular tarafından yapılan Malabadi Köprüsünün üstünde bulunan kitabeye göre köprüyü ilk İnşa eden Timurtaş Bin-i İlgazi’dir. Timurtaş Bin-i İlgazi’nin vefatından sonra 1155’de oğlu Necmeddîn Alpî tarafından köprü inşası tamamlanmıştır. Çeşitli dönemlerde Restorasyon gören köprü en son 1989’de Silvan Belediyesi tarafından restore edilmiştir.

Malabadi Köprüsü Hikâyesi
Ticari kervanların sıklıkla geçtiği bir bölgede yer alan Malabadi köprüsü konaklama alanlarıyla kervanlara ve yolculara hizmet verilmesi amacıyla yapılmıştır. Buradaki konaklama alanlarından bir kısımları dehlizlere ve gizli geçitlerle ve çeşitli barınaklarla bağlantılı olması, sebebiyle güvenlik yönünden tüm önlemlerin alındığını göstermektedir.

On Gözlü Köprü

On Gözlü Köprü Diyarbakır

On Gözlü Köprü Diyarbakır

Diyarbakır’ın güneyinde yer alan On gözlü köprüsünün diğer bir adı da Dicle Köprüsüdür. Mervaniler dönemindeki hükümdar Nizamüddevle Nasr tarafından inşası yaptırılan köprünün temellerinin İslam öncesinde atıldığına dair çeşitli görüşler bulunuyor. Ayrıca köprünün temelinde kullanılan taşların yapısı diğer taşlara oranla çok daha büyüktür. 172 metre olduğu bilinen köprünün genişliği batı bölgesinden bakıldığında ilk beş gözünün toplamda 10 metre olduğu bilinmektedir. Köprünün diğer 5 gözü ise gittikçe daraldığı için her biri 4’er metre genişliğindedir. On gözlü köprünün ilk beş gözü ve son iki gözünün genişliği aynı eşitliktedir. Köprünün ortasında yer alan üç göz ise yapısal ve uzanımsal bakımından daha farklıdır. Diyarbakır’a 8 kilometre kadar uzaklıkta olan On gözlü Köprüye, ulaşım için Dicle nehrinin takip edilmesi gerekiyor.

On Gözlü Köprünün O Acı Hikâyesi
Diyarbakır’ın güneybatısındaki, Dicle Nehrinin kıyısında, Kırklardağı yer almaktadır Çocuğu olmayanlar Kırklardağı’nın gerisinde kalan Kırklar Ziyaretine, gelip çocuklarının olması için burada dilek dilerlerdi. Hiç çocukları olmayan zengin bir Süryani, ailesi varmış. Çocuğunun çok olmasını isteyen bu kadın bir gün Kırklar ziyaretine gelerek bir adak adamış. Kadının bir kızı olmuş. Adını Suzi(Suzan) koymuşlar. Annesi doğum günü geldiğinde onu Kırklar ziyaretine götürerek, her yıl onun için bir kurban kestirirmiş. Suzi büyüdüğünde çok alımlı ve güzel bir genç kız olmuş. Müslüman olan komşusunun oğlu Adil’e gönlünü kaptırmış. Yine bir doğum gününde annesi Suzan’ı beraberindeki, hizmetkârlarla beraber kurbanının kesilmesi için, kırklar ziyareti’ne göndermiş. Adil’de genç kızın arkasından habersizce gelmiş. Hizmetkârların kurban kesme telaşında olduğu sırasında Adil ile buluşan Suzi dağın arkasında sevdiği ile birlikte olmuş. Kırklar ziyareti, bu birlikteliği affetmemiş ve Suzi’yi çarpmış. Gen kız On Gözlü Köprü’nün orada, yer alan Dicle’de boğularak can vermiş. Suzi’nin ölümüyle Adil de oracıkta aklını kaybetmiş. Suzi ile Adil’in yaşadığı bu acı aşk hikâyesi bu gün bile hala dilden dile dolaşan bir türkü olmuş.

Hasan Paşa Hanı

Hasan Paşa Hanı

Hasan Paşa Hanı

Diyarbakır’ın en güzel tarihi yapılarından birisi olan Hasan Paşa Hanı’nın Üzerindeki kitabeye göre 1572–1575 yılları arasında inşa edilmiştir. O dönemlerde valilik yapan Sokullu oğlu olan Hasan paşa tarafından yapımına başlanmıştır. Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki han Gazi caddesindeki Ulu Cami’nin karşısında yer almaktadır. Eskiye göre daha çok ziyaretçisi bulunan hanın alt katı eskiden ahır olarak kullanıldığı biliniyor. Ticaretle uğraşanların konaklaması için yaptırılan hanın üst katı ve zemin katında hala odalar bulunduğu görülüyor. Birçok kez Restorasyon geçiren handa bulunan odalar şuanda kafeterya olarak kullanılmaktadır. Giriş katında büyük bir avluya sahip olan handa aynı zamanda hediyelik eşya satışı yapılan dükkânlar bulunuyor. Handa bulunan bir diğer kapı ise kuyumcular çarşısına çıkıyor.

Sülüklü Han

Sülüklü Han Diyarbakır

Sülüklü Han Diyarbakır

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yer alan Sülüklü Han, 1683’de Hanilioğlu Mahmut Çelebi ve kız kardeşi Atike Hatun tarafından inşa edilmiştir. Eski dönemlerde han içerisinde bulunan kuyulardan çıkan sülükler hekimlerce hastalıklıların tedavisinde kullanıldığı biliniyor.

Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi

Diyarbakır’da Sur içi bölgesinde bulunan Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi, bünyesinde birçok tarihi eser barındırıyor. Milattan önceki dönemlerde beri güneş panteon olarak kullanılan kilise bir mabedin üzerine 3. yüzyılda inşa edilmiş. Süryani Ortodoks olarak bilinmekte olan “Yakubi” mezhebine bağlı olan bu kilise, günümüzde de hala varlığını sürdüren önemli yapıtlardan biridir. Farklı zamanlarda kilisede görev yapmış veya görev sırasında ölen birçok papaz ve rahiplerin mezarlarının kilise içinde hala korunduğu biliniyor. 14 yazıt bulunan kilisede restore ve eklemelerin yazılı olduğu kitabelerin en eskisi, 1533’e aittir. Roma döneminden kalma olan kilisenin kapısı ve Bizans döneminden kalma Mihrap, üzerinde çeşitli süslemeler yer almaktadır. Kilisede iki avlu bulunmaktadır. Bunlardan ilki dış kapıdan girilen esas avludur. Kilisedeki ikinci avlu, bahçelik olarak kullanılmaktadır. Tek merkezli bir kümbet ile örtülü kilise 10 Süryani kilisesinden biridir.

Diyarbakır İç Kale

Diyarbakır İç Kale

Diyarbakır İç Kale

Diyarbakır’da sur içinde yer alan İç kale’ye geldiğinizde sizleri Hazreti Süleyman Camisi ve Diyarbakır müzesi karşılar. Hazreti Süleyman Camisi, Nasiriye cami olaraktan da biliniyor. 1155 -1169 yılları arasında Ebul kasım tarafından inşası yapılmıştır. Hazreti Ömer’in halifeliği zamanında 639’da İslam orduları şehri fetih edince şehit düşen 27 sahabenin türbesi de cami alanında yer almaktadır. Diyarbakır İç kalenin en önemli bölümü Diyarbakır müzesinin olduğu kısımdır. Müzenin girişinde 10 metre genişliğinde kemerli bir kapı sizi karşılayacaktır. Bu kemerli kapı Artuklu sultanlarından Mahmut tarafından 1206 yılında yaptırılmıştır. Yapılan Restorasyon çalışmalarından bu alan Diyarbakır müzesi olarak halkın ziyaretine açılmıştır. İçerisinde eski Diyarbakır ceza evi ve adliye binası ve hükümet konağının bulunduğu bu alan açık hava müzesi durumundadır.

Hasuni Mağaraları

Birbirine bağlı 300 oda geçmişten günümüze uzanan bir tarihe sahip. Diyarbakır’daki Hasuni Mağaraları tarih boyunca birçok uygarlığa da ev sahipliği yaptı. 300 odalı mağaralar yontma taş devrinde kayalar oyularak yapıldı. İnsan eliyle yapılan bu ihtişamlı yapı Silvan ovasına hâkim bir noktada bulunuyor. İçinde kaya kiliselerde var ve bu kiliseler Anadolu’nun en eski mabetlerinden yerli ve yabancı turistlerin odak noktası haline gelmiştir. Bu mağaraların mimari yapısı görenleri büyülüyor. İçerisinde sarnıçlar ve birçok odanın yer aldığı Hasuni mağaralarında iki de kilise bulunuyor. Bu su sarnıçları o dönemlerde bölgede yaşayan halkın su ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıldığı biliniyor.

Gazi Köşkü

Diyarbakır’ın tarihi yerlerinden birisi olan Gazi köşkü 1. Dünya savaşı sırasında 16. Kol ordu komutanı Mustafa Kemal Atatürk’ün karargâh olarak kullandığı bir köşk. Gazi Mustafa Kemal Atatürk 14 Mart 1916 tarihinde Diyarbakır’a gelmiş ve 27 Mart 1917 tarihine kadar bu köşkte kalmıştır. Önceleri saman oğlu köşkü olarak bilinen köşk Atatürk’ten sonra Gazi köşkü olarak anılmaya başlanmıştır. Köşkün en büyük özelliği Dicle Nehrinin 14lü köprüyü Kırklardağının düzünü ve tarihi Diyarbakır surlarını aynı anda görmesi sebebiyle oldukça güzel bir konuma sahip. Köşkün bahçesinde Diyarbakır’ın yetiştirmiş olduğu sanatçıların ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli bulunmaktadır. Köşk Atatürk’ün 1937 yılında tekrar Diyarbakır’a gelmesiyle Diyarbakır Belediyesince satın alınarak Atatürk’e hediye edilmiştir. Köşkün bahçesinde bir havuz ve orta bölümünde bir havuz daha bulunmaktadır. Köşkün alt katı çay ocağı ve Atatürk’ün yaverinin kaldığı oda üst katı ise Atatürk’ün kaldığı oda ve çalışma odası olarak kullanılmıştır. Köşkün etrafında kaffeler, çay bahçeleri ve düğün salonları bulunmaktadır. Diyarbakır’a gelen herkesin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yer.

Zerzevan Kalesi

Zerzevan Kalesi

Zerzevan Kalesi

Diyarbakır’ın en güzel yapılarından biri olan Zerzevan Kalesi Yaklaşık olarak 3 bin yıllık bir tarihe sahip. Tarihler boyunca stratejik konumundan dolayı pek çok şekilde kullanılan kale Diyarbakır ilinin Çınar ilçesinde yer almaktadır. Diyarbakır ile Mardin arasındaki kale her yıl milyonlarca yerli ve yabancı ziyaretçi akımına uğramaktadır. Kalenin en büyük özelliklerinden biride çevresinde Mithas Tapınağı’nın yer almasıdır. 2018 yılında yapılan kazı çalışmaları sırasında keşfedilen Mithas tapınağı kalenin değeri gittikçe artmıştır.

Zerzevan Kalesinin Hikâyesi

3 bin yıllık köklü geçmişi sahip olan Zerzevan kalesi Roma İmparatorluğu döneminde askerler için yerleşim yeri olarak kullanılmış ve geniş bir alana konumlanmış muhteşem bir yapıdır. Ayrıca tarihler boyunca pek çok uygarlığa da ev sahipliği yapmıştır.

Haburman Köprüsü

Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde, Haburman Köyü yakınlarındaki Haburman suyu üstünde inşa edilen Haburman Köprüsü üzerindekiarapça hitabeden de anlaşılacağı üzere 575(1179-80) yılları arasında Artuklu döneminde hükümdar olan Necmed’din Alpı’nın kızı Zübeyde Hatunun kendisi tarafından kardeşi II. Kutbüddin İlgazi’nin hükümdarlığı döneminde inşa edilmiştir. Kusursuz denilecek türdeki bir işçilik ve kesme taşla inşa edilen köprü tarih boyunca pek çok kez restore edilmiştir. Köprünün son restoresi 1927’de yaptırmıştır.

Eğil

Tarihi açıdan de önemli bir yere sahip olan Eğil ilçesi Asur kalesinin Asurlular’ın da öncesine uzanan köklü bir geçmişi vardır. Önceleri nahiye olan Eğil 1860 ‘de Palu’ya 1866 da o dönemlerdeki adıyla Mamureti Laziz Vilayetine bağlandı. Sonra ise, Diyarbakır ilinin merkez nahiyelerinden olmuştur. 1936 yılında ilçe olan ve 1939 da ilçe yapılan Dicle’ye büyük bir yanlışlık yapılarak Eğil ismi verilmiştir. Bu yanlışlık 11 yıl sonra düzeltilerek 1950 de ismi değiş tokuş edilmiştir. 1957 de Dicle’den alınan Eğil merkeze bağlanmıştır. Bu karışıklık 1987 de son bularak Eğil Diyarbakır’ın 12. İlçesi olmuştur. Diyarbakır ilinin kuzeyinde dağlık bir alan üzerine kurulmuş olan Eğil’in kuzeyinden geçen Dicle nehri ve Dicle ilçesi yer almaktadır. Diğer taraftan Eğil ilçesi Ergani Hani ve Hazro’ya komşu konumdadır.

Silvan

Asurlar döneminde kurulduğu söylenen Silvan; Diyarbakır ile tarihsel bir geçmişe sahip pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Büyük Tigranîn kurduğu söylenen ve Tigranokerta olarak bilinen Silvan, Helenistik dönemindeki en büyük kentlerin arasında yer almıştır. M.S 410’da Mar Marutha ve İran hükümdarı olan II. Şapur tarafından katledilmiş olan 40 Hıristiyan askerin kemikleri büyük bir merasimle getirtip inşa ettirttiği kaledeki kemerlere bu kemikler gömülmüştür. ‘Kırklar’ diye anılan Hıristiyan askerlerinin kalede gömülmesi nedeniyle Bizanslılar tarafından şehre şehitler şehri anlamına gelen Matryropolis adı verilmiştir. Bizans İmparatoru Justinanus’un6. yy’da kendi adını verdiği bu şehre kendi adını vermiş ve Justinianopolois’i Perslere karşı bir ordugâh olarak kullanmıştır. Hz.Ömer döneminde 639 yılında Iyaz Bin Ganm tarafından fethedilen Silvan 980-984’de Hamdaniler 984-1085’de Mervaniler 1118’de Anadolu Selçuklular’ın idaresinde kalmıştır. 1259 yılında Moğollar tarafından elde geçirilen Silvan harabeye çevrilmiştir. 1375’de Akkoyunlular, İlhanlılar, 1397–1506 yılları arasında Akkoyunlulara verilmiştir. 1506′ yılında Safeviler tarafından ele geçirilen Silvan 1514 Çaldıran Savaşı sonrasında Osmanlı Sultanlığının idaresine geçmiştir. Artuklu Devleti’nin ikinci büyük başkenti, Eyyubilerin başkenti olması nedeniyle Silvan tarihte önemli bir yere sahiptir, Farkin, Muhargin, Mipherket, Sıliva, Sliv, ve günümüzdeki adıyla Silvan, 1873’de Diyarbakır’a bağlanan en büyük ilçeler arasına girmiştir. Atatürk, Silvan’daki 16. Kolordu Karargâhı’na, 14 Nisan 1916′ yılında generalliğe terfi etmiştir. Atatürk’ün, Silvan’da görev yaptığı müddet boyunca Sadık Üstün’e gönderdiği mektuplar, bu gün hala aile tarafından özenle muhafaza edilmektedir.

Silvan’ın Tarihi Yerleri

Silvan sahip olduğu tarihi eserlerle de tarihte önemli bir yere sahipti. Surlarla kuşatılmış kalesi tarihsel burçlarıyla yükseklik olarak 25 metrenin üstünde olan ve dünyada dolgu sistemi ile yapılan tek kale-şehirdir. Efsanevi bir aşka tanıklık eden Zembilfroş Burcunun yanı sıra dünyadaki en geniş ve büyük taş kemerli köprüsü Malabadi Köprüsü ve Kemuk Köprüsü barajın altında kalmıştır. Bizans karalığı sarayının kolonları üzerine yapılan ve bölgenin en büyük camisinden biri olan Selahattin-i Eyyubi Camii bulunmaktadır. Bölgede bulunan Karabehlülbey Camii, Helda Kalesi, Boşat Kalesi, Kıldan Kilisesi, Şemak Kalesi Kırık Minare, kalıntıları, Roma Yapıtı Başıka Kalesi önemli tarihi eserlerdendir. Gene ilçe merkezindeki Atatürk Evi Müzesi, Azizoğulları Konağı, Üstünler Konağı, türbeler, çeşmeler bulunmaktadır. Paleolitik çağdan kalma buluntuların yer aldığı Hemido ve Temtemburg Mağarası da bu bölgedeki gezilecek tarihi eserler arasında yer almaktadır. Yine Ortaçağ’da Hıristiyanlar tarafından yerleşim yeri olarak kullanılan ve 300 adet odadan oluşan Hasuni Mağaraları ve kapladığı alanla dünyada benzeri olmayan ve Hasuni Kilisesi; Silvan’ın önemli tarihi miraslarındandır.

Ergani

Diyarbakır-Elazığ yolu üzerinde yer alan Ergani ilçesi, tarihi özelliğiyle da ön plana çıkmaktadır. Sanayi bakımından gelişmiş olan bölge yer altı zenginliği ile Türkiye’de petrol çıkan bölgeler arasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Tarihi ve doğal güzellikleriyle Ergani’de gezilecek pek çok tarihi yer bulunmaktadır. İl merkezine 55 kilometre uzaklıkta olan ilçeye 7 kilometre uzakta olan Çay önü Tepesi, 9000 yıllık bir geçmişiyle ilçede gezilecek yerlerin başında yer almaktadır. Yine ilçe merkezine 5 kilometre uzaklıkta olan Zülkifil Dağı ile ilgili söylenmiş birçok rivayet bulunmaktadır. Zilfikil Peygamber’in mezarının bu dağda olduğuna dair rivayetler sebebiyle burası “makam” adını almıştır. Dağ, üst kısmında bulunan ve Peygamber’e ait olduğu söylenen türbe Din ve dua yönünden ziyaretçi akınına uğrar. Halk arasındaki bir inanışa göre çocuğu olmayanlar, kısmetinin açılmasını isteyenler, işbu türbeyi Cuma günü ziyaret ederek dilekte bulunmaları halinde gerçek olmakta. Ergani merkeze7 kilometre uzaklıktaki Hilar Mağaraları Anadolu’daki en eski mağaralarından biridir. Mağarada bulunan kayalık ve etrafındaki mezarların dış bölümünde Roma döneminden kalma yazı ve kabartmalar bulunmaktadır. Mağaraların kuzey kısmında ise Neolitik döneme ait olduğu söylenen kalıntılar yer almaktadır.

Birkleyn Mağaraları

Birkleyn Mağaraları

Birkleyn Mağaraları

Diyarbakır ilinin Lice ilçesine bağlı Abalı köyü sınırları içinde yer alan Bırkleyn Mağaraları tarihi güzellikleriyle gören herkesi büyülüyor. Türkiye Mağaralar Envanterlerinde ise ismi “İskender-i Birklin olarak geçen Birkleyn Mağaraları ve pek çok efsaneye konu olmuş. Eski Çağlarda “dünyanın bittiği yer” olarak adlandırılan, mitoloji ve kutsal kitaplarda “ölümsüzlük suyunun aktığı yer” olarak anlatılan mağaranın içerisinde Asur krallarına ait kitabe ve kabartmalar bulunuyor. Halk arasındaki söylentiye göre, Pers seferine giden Makedonya Kralı Büyük İskender15 bin kişilik ordusu ile burada konakladığı rivayetler arasında yer alıyor. Yine bir başka efsaneye göre İskender’i Zülkarneyn’în birsefere çıktığı sırada başının iki yanında beliren boynuza benzeyen urlar çok acı veriri olmuş. Rüyasında İskender’e Lice’de bulunan Bırkleyn mağaralarındaki su ile yıkandığında bu boynuzların kaybolacağı söylenir. İskender-i Zülkarneyn Lice’yi fetih eder ve mağarada bulunan su ile yıkandığında boynuzları kaybolur.

Saint George Kilisesi

Roma imparatorluğu döneminde milattan sonra IV. yüzyılda Diyarbakır İç Kalede yönetim kilisesi olarak inşa edilen Saint George Kilisesi bütün ihtişamıyla ayakta durmaya devam ediyor. Diyarbakır’da yönetim merkezinde görev yapanların ibadet ettiği bir kilisedir. Bu kilise 380’de Romanın Hıristiyanlığı resmi bir din olduğunu kabul ettikten sonra inşa edilmiştir. Roma döneminde kullanıldığı gibi, Bizans döneminde de kullanılmaya devam edilmiştir. Diyarbakır’ın İslam orduları tarafından fethedilmesi ile birlikte yapının kilise işlevi de sona ermiştir. Yapının ön kısmında eklenen Artuklular döneminde mekâna bakıldığında bu dönemlerde medrese olarak kullanıldığı söylenebilinir. İlk etapta bazilikan plan şemasında inşa edilen kilise daha sonraki dönemde bu günkü haline dönüştürülmüştür. Özellikle kubbesine bakıldığında tam dairesel değil eliptik bir kubbeye sahip olduğunu görüyoruz. Kilise Diyarbakır’da ilk inşa edilen kiliselerden biri olması, yönetim kilisesi olması, ve dönemin tüm izlerini üzerinde barındırması bakımından önem arz etmektedir.

Mesudiye Medresesi

Diyarbakır Ulu Camii’nin kuzeyinde ve camiyle yan yana olan Mesudiye Medresesi Diyarbakır’da yapılan ilk büyük medrese olma özelliği taşımaktadır. Medresenin kitabesindeki yazıya göre, medrese 1198–1199 ‘da Artuklu Meliki Mesud Kutbeddin Ebu Muzaffer Sökman döneminde inşasına başlanmıştır. Sökmen II’nin vefatı sonrasında Mesud döneminde inşasına devam edilmiş ve 1223 yılında inşası tamamlanmıştır. Medrese Anadolu’nun en eski ve ilk üniversitesi olma özelliğini taşımaktadır. Açık medrese planıyla inşa edilen Mesudiye Medresesi, tek veya çift eyvanlı plana sahiptir. İki katlı ve kesme taşlı olarak inşa edilen medrese yanındaki Ulu Camiyle bağlantılıdır. Doğu ve batı tarafından çevrelenen medresenin kuzey yönünde ise giriş kapısı bulunmaktadır. Buradan kapalı koridor şeklindeki hanay bir avluya geçiş yapılmaktadır. Kareye benzer bir plana sahip avlunun en büyük alanı olup, iki kat boyunda yükseltisi olan ana eyvanıdır. Bu eyvan; üç taraftan kapalı, bir tarafı açık beyaz taştan yapılan medresenin bu özelliğiyle öteki bölümlerinden ayrılmaktadır. Bu eyvanın sağ ve solunda bulunan iki tonozlu odalar birbiriyle aynı ölçüde olmadığından dolayı aşamalı olarak görülmektedir. Avluda iki katlı ve üstü örtülü ve önü açık şekilde inşa edilen sundurmalar taş yazı frizleri ile birbirlerinden ayrılmaktadır.

Surp Giragos Ermeni Kilisesi

iç kale’nin kuzeydoğu köşesinde bulunan Surp Giragos Ermeni Kilisesi Diyarbakır Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından hazırlanmış envantere göre 3. yy. ile tarihlendirilmektedir. Mimari biçeminde kullanılan harç ve malzemelerden dolayı yapının Roma dönemine ait olduğu düşünülmektedir. Artuklular zamanında batı kısmına eklenen kubbeli bölümle kilise hamam haline getirilmiştir. Bazı kaynaklardan anlaşılacağı üzere eserin özgün bir roma yapısı olduğu sonraki dönemlerde kiliseye çevrildiği söylenmektedir. Bazilika planlı ve üç neft’en oluşan kilisenin doğu tarafı sur duvarlarıyla birleşerek Dicle nehrine bakar. Kilisenin orta neftinin üzeri ise elipsoit bir kümbetle kaplanmıştır.

Ziya Gökalp Müze Evi

Sosyolog, yazar Ziya Gökalp’ın 1876’da dünyaya geldiği ev olan Ziya Gökalp Müzesi, iki katlı olup, bazalt taştan inşa edilmiştir. 1956’de müzeye dönüştürülen evde Ziya Gökalp’e ait belgeler ve etnografik türdeki eşyalar yer almaktadır. İçe dönük mimarisi ile dikkat çeken Müzede havuzlu bir eyvan da bulunmaktadır.

Mar Petyun Keldani Kilisesi

Diyarbakır’ın en zengin tarihî eserlerinden birisi olan Mar Petyun Keldani Kilisesi, Şeyh Mutahhar Cami’ne yakın bir konumda bulunmaktadır. 4. Yüzyılda inşa edildiği öngörülmekle beraber, tarihi müddetince pek çok kez restore edilmiştir. Geçmişten günümüze gelen kilisenin inşası 17. Yüzyılda yapılmıştır. Doğu Süryanilerce hala kullanılmakta olan kilisenin inşasında siyah bazalt taşlar kullanılmıştır. 1681’den itibaren Amid Keldani Kilisesi olarak hizmet veren kilise yerli ve yabancı turistlerin ziyaret duraklarınızdan biridir. Şehrin o gizemli atmosferinde sizi tarihte kısa yolculuklara çıkartıyor.

HABERE YORUM YAP

HABERE YAPILAN YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.